| |
KESTANE
Besleyici ve
kalori değeri yüksek bir besin olan kestane B1, B2 ve C
vitaminleri açısından oldukça zengindir. Kestanede bol
miktarda yağ ve protein bulunmaktadır. Ayrıca potasyum,
fosfor, magnezyum, klor, kalsiyum, demir, sodyum
minerallerini de içermektedir. |
| |
|
FAYDALARI
İçerdiği vitamin
ve mineraller ile kestane, kış mevsiminin olumsuz
şartlarına, fiziksel ve zihinsel yorgunluklara karşı
paha biçilmez bir sağlık kaynağı. Vücuda kuvvet ve
enerji verir. Cinsel gücü arttırır. Bedensel ve zihinsel
yorgunluğu giderir. Hastaların iyileşmelerini
hızlandırır. Kandaki kolesterol oranını düşürür. Kan
dolaşımını düzenler ve hızlandırır. Varis ve basur
şikâyetlerini azaltır. Karaciğere ve mideye de
faydalıdır. İshali keser. |
| |
KESTANE NASIL KULLANILIR?
Kestane taze olarak yenebileceği gibi
haşlanarak ve kebap yapılarak da yenebilir.
Ayrıca kestanenin kabuğu ve ağacını kabuk ve
yaprakları da kullanılır. Kestanenin
kabukları haşlanıp suyu içilirse sinirleri
yatıştırır ve ateşi düşürür. Bütün bu
yararları yanında kestane, yüksek tansiyon
ve damar sertliği şikâyeti olanlara ve şeker
hastalarına tavsiye edilmez.
|
| |
|
KESTANENİN İÇERİĞİ
Potasyum, fosfor, magnezyum, klor, kalsiyum, demir,
sodyum mineralleri ile C, B1, B2, PP vitaminlerini
içeren ve şeker, protein, yağ açısından zengin olan
kestanenin, 100 gramında 200 kalori bulunuyor. Nişasta,
mineral tuz, özellikle potasyum ve diğer besinsel
değerleriyle kestane, kış mevsiminin olumsuz şartlarına,
fiziksel ve zihinsel yorgunluklara karşı paha biçilmez
bir sağlık kaynağı. Kalp ve kas sistemini uyarıp
organizmanın su dengesini düzenleyen kestane, kasları
güçlendiriyor, kan dolaşımını hızlandırıp varis ve
basurların gelişimini önlüyor. Kestane, en çok potasyum
düşüklüğünden yakınanlara öneriliyor, çünkü 100 gramında
tam 500 mg potasyum bulunuyor |
| |
KESTANENİN TARİHİ
Çocuk, genç ve yaşlılar için çok değerli bir enerji
kaynağı olan, antik çağlardan beri “aşk iksiri” olarak
bilinen kestanenin yaşamı uzattığı dahi öne sürülüyor.
İnsanoğlunun bala batırarak tatlıya dönüştürüp yediği
ilk meyvelerden biri olan kestanenin, antik çağda kutsal
sayıldığı için saraylarda verilen büyük şölenlerin
değişmez lezzeti olduğu biliniyor. Kestane ile ilgili
efsaneler de dünden bugüne dilden dile anlatılıyor.
Rivayete göre Güney Avrupa’nın bir köyünde 4 bin yıllık
dev bir kestane ağacı bulunuyor. Ağaç, 50 metre
çapındaki gövdesi ve dev yapraklarıyla neredeyse tüm
köyü kaplıyor. Yapraklarının adalet dağıttığına inanılan
ağaç için, “200 kişilik şövalye ordusu” deniliyor
kestane çok besleyici bir
gıdadır.kestane alp dağları’nda yaşayan taş devri
insanlarının beslenmesinde önemli bir yer tutardır.bu
gün bu insanların,yılın 4-5 ayında kestane ile
beslendiklerini gösteren bulgulara sahibiz.bu nedenle
kestaneyi’ekmek ağacı’ olarak tanımlaya biliriz.kestane
ağaçları,doğada tarımsal ilaç,suni gübre kullanılmadan
yetiştiği için kestane organik gıdadır.bazı kaynaklar
kestanenin kan dolaşımını düzenlediğinden,kara ciğer
yorgunluğunu azalttığından kansızlığı
giderdiğinden,bedensel ve zihinsel yorgunluğaiyi
geldiğindensöz eder.
Romalıların Castanea Vesca” diye adlandırdığı bu meyve
eski çağlardan günümüze “Şölen Meyvesi” olarak da
bilinmektedir. Anadolu’da da insanlarımızın kış
gecelerinde evini şenlendiren, neşelendiren bir
besindir, aynı zamanda. Çocukluğumuzda bilmecelerimizde
yer ederken, gençliğimizde “Dağlarda kestane, gölgesi
basmış üstüne, kızlar saçını koyvermiş, ince belin
üstüne” diyerek türkülerimize buyur etmişiz kestaneyi.
Her kentin kendine özgü değerleri vardır. Bursa’nın da
diğer lezzetlerinin yanında şüphesiz kestanesi de
unutulmamalıdır. Bu ilimiz, Sarıaşlama, Osmanoğlu gibi
on iki değişik çeşidiyle adeta kestane ziyafeti sunar,
bizlere.
Öyle ki “Bursa’nın
kestanesi, okka çeker beş tanesi” diye halk arasında
yaygın şekilde kullanılan bir deyim de vardır.
Şimdilerde ise günden güne azalan Bursa Kestaneleri
yerini dışarıdan getirilen kuzu kestanelerine
bırakmıştır. Hâlbuki Bursa’nın kestaneleri bir zamanlar
vakıf malı idi.Rivayet odur ki; Padişah bir cami
yaptırır. Ahaliden aksakallı ihtiyarın biri de gelir
cami önüne bir ağaç diker. Padişah gayet memnun, şahsın
bulunup getirilmesini ister ve der: “Değneğini havaya
at, yere düşene kadar benden ne dilersen dile!” İhtiyar
değneğini atar atmaz, “Bursa kestaneleri vakıf olsun”
diye bağırır. Şimdilerde ağaçlar kuruyup yok olsa da
Bursa kestaneleri bir zamanlar vakıf malı idi.
Türkiye, dünyanın en önemli 3. kestane üreticisi
konumundadır ve üretimin %75′i Ege Bölgesinde Aydın’da
gerçekleşmektedir. Sert kabuklu meyveler sınıfına giren
kestane, doğada suni gübre kullanılmadan yetistiği için
organik gıda sınıfındadır. Türkiye’de özellikle
şekerlemede kullanılmaktadır ancak taze olarak da ihraç
edilmektedir. Türk meyvesinin parlak kahve rengi,
yuvarlak ve iri olması, piyasada çok beğenilmesine yol
açmıştır. Ayrıca, daha küçük ve lezzetli olan kuzu
kestanesi de iç piyasada |
|